İstanbul’daki gıda fuarlarını yıllarca yazmadım. Sebebi basitti: Aynı hafta içinde, iki ayrı fuar alanında iki ayrı gıda fuarı kurulurdu bu şehirde. Üretici ikiye bölünür, yabancı alıcı şaşırır, emek buharlaşırdı. “Bir araya gelemiyorsanız benim size söyleyecek sözüm yok” der, kalemi kapatırdım. Protestom buydu; sektör bilir. Foodist İstanbul’la birlikte küslüğüm bitti.
Dün, Foodist İstanbul’un tanıtım toplantısında uzun bir masaya baktım: TİM’in Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri Sektör Kurulu; İstanbul’dan Ege’ye, Akdeniz’den Karadeniz’e ihracatçı birlikleri; gıda ve içecek sanayiinin yüzde 95’ini temsil eden TGDF; ev dışı tüketimin çatısı ETÜDER; Tüyap ve ALZ Grup… Hepsi aynı masada, tek bir fuarın arkasında.
Küslüğüm bitti. Şimdi yazma vakti.
1-4 Eylül, BeylikdüzüFoodist İstanbul Uluslararası Gıda ve İçecek Ürünleri Fuarı, 1-4 Eylül 2026’da Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi’nde kurulacak. Organizasyon Tüyap ile ALZ Grup’un; sahiplik ise (kâğıt üzerinde “destek” yazsa da masadaki ifadeyle) Türkiye Gıda Platformu’nun.
Rakamlar iddialı: Bine yakın firma ve temsilcilik; ABD’den Çin’e, Irak’tan İspanya’ya yedi ülkeden doğrudan katılım; 150’yi aşkın ülkeden 70 bin profesyonel ziyaretçi beklentisi; 12 salon, 120 bin metrekare, 3 binden fazla marka. Asıl kritik kalem şu: 50 odak ülkeden, masrafları fuar bütçesinden karşılanarak getirilen 2 binin üzerinde VIP satın almacı ve 120’den fazla perakende zinciriyle distribütörün tedarik yöneticileri, planlı B2B görüşmeler için geliyor. Hedef: 3 bin ikili iş görüşmesi.
Bir de gönlüme dokunan ayrıntı: Coğrafi işaretli ürünlere yani Anadolu’nun tescilli hafızasına ilk kez ayrı bir salon açılıyor. Coğrafi işaretli ürünlere yerli talep oluşturamadık, bakalım yabancıların ilgisi nasıl olacak? Mutfak kimliktir; kimliğin de vitrini olur.
Motto masada birkaç kez tekrarlandı: “Küresel gıda ticaretinin İstanbul buluşması.” ALZ Grup Başkanı Cihat Alagöz bunu “dünyada örnek gösterilecek bir güç birliği modeli” diye özetledi; Tüyap Genel Müdürü İlhan Ersözlü hedefi koydu: Dünyanın referans gösterilen gıda fuarlarından biri olmak.
Eylül’ün matematiği“Dünya fuar takvimi doluyken neden Eylül?” sorusunun cevabı, ihracatın takviminde gizli.
Gıda fuarları Ocak-Nisan aralığına yığılmıştır; Anuga Ekim’dedir, arada bir buçuk ay var, çakışma yok. Asıl incelik şurada: Eylülde bağlantı kurulur, siparişler üretime girer; Kasım’da navlun ve nakliye planlanır; Aralık sonunda sevkiyat başlar; 1 Ocak’ta Avrupa Birliği’nin sıfır gümrüklü kotaları açılır. Zincirin ilk halkası Eylül’dür. Üstelik tarımda sezon başıdır; yılın ikinci yarısı, ilkinden yüzde 30-35 daha hareketlidir.
Sektörün matematiği de masaya kondu: Türkiye’nin tarım ve gıdada iç tüketim hacmi 110 milyar dolar; tarım ihracatı geçen yıl 30 milyar dolar; bunun 13 milyarını tek başına hububat-bakliyat-yağlı tohumlar grubu taşıyor. Tüyap’ın tecrübe formülü ise şöyle: Doğru zamanda, doğru paydaşlarla kurulan ihtisas fuarı, izleyen bir yılda sektör ihracatına ortalama yüzde 20 katkı yapar. İlk yıl için telaffuz edilen ticaret hacmi: 2 milyar dolar civarı. Üstelik bu rakam havada kalmayacak; fuar biter bitmez katılımcı anketiyle gerçekleşen bağlantılar ve bir yıllık beklenti ayrı ayrı ölçülüp raporlanacak.
Yapay zekâ da işin süsü değil, omurgası: Ziyaretçi hedefleme, alıcı-satıcı eşleştirme, QR ile kartvizit alışverişi, salon içi akıllı navigasyon. Fuarcılık artık çadır işi değil; veri işi.
Mikrofonu uzun tuttumSoru faslı açılınca mikrofonu biraz uzun tuttum; art arda sordum.
Bir: Türkiye Gıda Platformu’nu bu fuar vesilesiyle tanıdık; peki fuar dışında ne yapıyor? Ve yıllardır kanayan yara: İki fuar arasında nasıl bir görev paylaşımı var?
Cevap beklediğimden net geldi: Platform; sektör kurulu, ihracatçı birlikleri, TGDF ve ETÜDER’den oluşuyor ve sahibi olduğu tek fuar Foodist İstanbul. Başka hiçbir fuarı desteklemesi “kesinlikle” söz konusu değil. Kuruluş amacı küresel bir fuar inşa etmekti; bundan sonrası için ihracata dönük yeni başlıklar konsensüsle gündeme alınacak. Bu cümleyi yıllardır bekliyordum; zabıtlara geçsin.
İki: GLP-1 meselesi. Dünyada zayıflama iğneleri gıda formülasyonlarını değiştiriyor; ABD’de, İngiltere’de sanayi, ürün reçetelerini bu ilaçlara göre yeniden yazıyor. “Her üç kişiden biri kullanacak” öngörüleri dolaşıyor. Türkiye’de bu tartışma neden yok; fuar buna hazır mı?
Üç: Doğal renklendiriciler. Amerika’da sentetik boyalara karşı büyük bir dalga var. Türkiye hem doğal gıda hem doğal boya üretme potansiyeline sahip; neredeyiz? Bu köşeyi izleyenler bilir; bu iki başlığı aylardır yazıyorum.
Dört: Ultra işlenmiş gıda regülasyonları FDA’nın bir numaralı gündemi; dalga bize de gelecek. Ve tedarik güvenliği: Bu toplantı bir ay önce olsaydı Körfez’i soracaktım; yarın başka yerden patlar. Planınız ne?
ETÜDER Başkanı Melih Şahinöz’ün cevabının özü şuydu: Trendler artık ışık hızında; devlet de hızlı. Tuzla başlayan yolculuk şeker azaltım taahhütleriyle sürdü, depozito kapıda. Covid’in dersi belli: Kendine yeterlilik artık romantizm değil, ekonomik gerçek. GLP-1 için kurduğu cümle düşündürücüydü: “O da bir ürün.” Sonra sigara örneğini hatırlattı — dün normal olan bugün ayıp; dün suçlanan yumurta bugün itibarını geri aldı. Trend değişir, sanayi tüketiciye göre şekillenir; mesele farkı koyabilmek.
Günün belki en somut haberi Kazım Taycı’dan geldi: Buğdaya, mercimeğe, çikolataya odaklanmışken gıda takviyelerinde önemli bir ülke olduğumuzu atlamışız. Kolajenli ürünler, vitamin yüklü gummy’ler… İHBİR bünyesinde takviye gıdaya özel yeni bir URGE grubu kuruluyor; 65 kişilik kontenjana 100’den fazla firma başvurmuş, Ticaret Bakanlığı onayı bekleniyor. Katma değer arayan sanayi, cevabı raf fiyatı yüksek nişlerde arıyor; doğru adres.
TGDF cephesinden ise bir regülasyon dersi dinledik: Otuz yılı aşkın sektör tecrübesine rağmen “hiç bu kadar Ankara mesaisi yapmadık” itirafı; tarım ve gıdanın ayrı bir politika kurulunda ele alınması için verilen mücadele. Ve altı çizilecek bir tespit: Türkiye’nin kimi gıda regülasyonları ve tolerans limitleri Avrupa Birliği’nden daha sıkı, daha dar. Doğal renklendirici bahsinde de müjde var: Sebze-meyve konsantrelerimiz (başta o meşhur siyah havuç) dünyaya “doğal boya” diye satılıyor; köylüye, çiftçiye yeni bir gelir kalemi oldu.
Bir başkan “Gıdayı iyi takip ettiğiniz sorunuzdan belli” dedi. İltifatı cebe koydum; cevapları deftere. Yansımaları da umarım fuarda sergilenir. Haliyle gazeteci objektifliği ile aynı soruların cevaplarını Aralık ayında yapılması planlanan World Food’dan almam da gerekiyor.
Kaleler ve rekolteToplantının en dürüst dakikaları, ihracattaki gerilemenin konuşulduğu andı. Son bir yılın ilk beş ayında düşüş var; maliyet, kur, finansman… Kimse inkâr etmedi.
Ama masada iki koz duruyordu. Bir: Rekolte. Buğdayda, arpada, mercimekte, mısırda rekor beklentisi var; tarımın yılbaşı Haziran’da başlar, sezon iyi açıldı. İki: Dağılım. İki yüze yakın ülkeye yayılmış, tek pazara mahkûm olmayan bir ihracat deseni. Taycı’nın cümlesi köşeye yazılacak cinsten: Bu pazarlar büyük mücadelelerle alınmış kalelerimizdir; terk edilmeyecek.
Amerika’ya gıda ihracatı yılda yüzde 20-25 artıyor; Japonya, Kore gibi dünyanın en seçici pazarlarında yüzde 7-10 bandında istikrarlı büyüme var. İran’la ticaret ilk beş ayda yüzde 34 artmış. Döviz dönüşüm desteğinin yüzde 3’ten 5’e çıkarılması talebi Ankara’nın önünde. Bir de ithalat dersi verildi: Dünyanın bir numaralı un, iki numaralı makarna ihracatçısı olmak için buğday ithal ederiz; her ithalat rakamı zafiyet değildir, bazen bir fabrikanın çalışma sesidir.
Ve iddialı bir söz daha: Bu fuar “yüzde 100 yerli ve milli.”
Pazar yeri kuran, medeniyet kurarTGDF masasından bir de tarih dersi dinledik: Avrupa ekonomisi, prenslerin vergiyi indirip tüccara kapı açtığı kasaba pazar yerlerinde mayalandı. Serbest piyasa, pazar yerinin çocuğudur. Peki İpek Yolu ile Baharat Yolu’nun kavşağındaki şehir, dünyanın gıda pazaryerini neden başkalarına bıraksın? Mısır Çarşısı’nın kokusu hâlâ burnumuzda dururken hem de.
Anuga yüz yaşında; doğru. “İğneyle kuyu kazacağız” itirafı da masadan geldi; o da doğru. Ama başlangıç güçlü ve İstanbul’un çarşı hafızası bin yıllık.
“Neden bu kadar geç kaldınız?” diye sorulduğunda gelen cevap, bu milletin röntgeni gibiydi: Zor bir araya geliriz; ama bir araya geldik mi güçlü, girişimci, iş bitirici oluruz. Geç kavradık ama iyi kavradık. Masada bir söz dolaştı: Birlikte rahmet ve bereket, ayrılıkta azap.
Yıllarca bu ülkenin üreticisi bavul bavul numuneyle Köln’e, Paris’e, Dubai’ye misafirliğe gitti. Eylülün ilk haftası dünya bize geliyor: 150 ülke, 70 bin profesyonel, 2 bin VIP satın almacı.
Misafirliği çok gördük; sıra ev sahipliğinde.
Fuar dediğin çadır işi değil, sofra işidir. Sofrayı kuran, sözü de söyler ve bu millet sofra kurmayı herkesten iyi bilir.Read More






