BM’nin 1972 yılında yapılan Stockholm Konferansında 5 Haziran’ın Dünya Çevre Günü olarak ilan edilmesi konusunda verilen kararla, 1973 yılından bu yana her yıl farklı temaların ele alındığı Dünya Çevre Günü’nün 2026 yılı teması “İklim Eylemi” olarak belirlendi. “İklim Değişikliği ve İklim Eylemi”, ekonomiyi şekillendiren sistemlerin dönüştürülmesini ve insanlığın doğayla ilişkisini yeniden tanımlamasını hedefliyor.
“İnsan, kendi eylemleriyle kendi türünü yok etme eşiğinde”Tarım ve Gıda Etiği Derneği’nin (TARGET), Mahatma Gandi’nin “Dünya herkesin ihtiyacına yetecek kadarını karşılar, fakat herkesin hırsına yetecek kadarını değil.” öngörüsünü ortaya koyduğundan bu yuna dünya nüfusunun neredeyse dört kat arttığının altını çizdiği mesajında, şunlar kaydedildi:
“Neoliberal politikaların yükselişi, tüketim ile ihtiyaç arasındaki ilişkiyi kopardı. Sınırsız kâr, rant ve tüketim hırsının yarattığı doğa tahribatı ve iklim krizi, pek çok canlının ve insanın güzel mavi gezegendeki varlığını tehdit ediyor. Günümüzde insan, kendi eylemleriyle, kendi türünü yok etme yolunda son çıkışı da geçmenin eşiğinde bulunuyor.İnsan faaliyetlerine dayalı iklim değişimi, sanayi devriminden sonra başlayan süreçle ortaya çıkmış ve 2000’li yıllar içinde çok ciddi bir iklim krizinin doğumuna tanık olunmuştur. Giderek artan karbon emisyonları; küresel ısınmayı, kuraklaşmayı, buzulların erimesini, ani hava olaylarını, orman yangını artışlarını tetiklemektedir. 2015 yılı Aralık ayında imzalanan 191 ülkenin taraf olduğu Paris Anlaşması’nın gerektirdiği uluslararası dayanışmayı gerçekleştirmekte ve beklenen adımları atmakta henüz istenilen başarı sağlanamamıştır. Yaşamın her alanında ve özellikle ekonomik faaliyetlerde karbon emisyonlarını azaltıcı ve doğa tahribini önleyici dönüşümler hayata geçirilememiştir. Bu olumsuz durum, ekolojik ve biyolojik açıdan özel konumuna rağmen ne yazık ki tarım ve gıda sistemi için de büyük ölçüde geçerlidir.Emisyonların dörtte biri tarım ve gıda sistemlerinden kaynaklanıyorGıdamızın ana kaynağı olan tarım, hiç kuşkusuz dünyadaki en yaşamsal ve en yaygın insan faaliyetidir. Canlı materyallerle gerçekleştirilen ve çıktıları da organik olan tarım aynı zamanda insanın doğayla en bütünleşmiş üretim faaliyeti olarak iklim krizinden ve doğal varlıkların tahribinden diğer üretim faaliyetlerine göre en fazla ve en olumsuz biçimde etkilenmektedir. Ancak mevcut küresel tarım ve gıda sistemi, aynı zamanda en başta gelen mağduru durumunda olduğu iklim krizinin ortaya çıkmasındaki en büyük sorumlulardan dabirisidir. Dünyada sera gazı emisyonlarının en az dörtte biri, mevcut tarım ve gıda sisteminden kaynaklanmaktadır.Bu bağlamda, tarım ve gıda sistemini; endüstriyel tarımdan, fabrika hayvancılığından, uzun lojistik zincirlerinden olabildiğince uzaklaştırmak ve onu doğaya dost, etik değerlere saygılı, kapsayıcı ve dayanışmacı bir biçimde dönüştürmek için işletme biçimi ve ölçeği ne olursa olsun, tüm tarımsal üretim faaliyetlerini içeren kurallar oluşturmak ve uygulamak zorundayız.Tarım ve gıda sistemini, iklim krizinin faili konumundan hızla çıkararak, iklim değişikliği mücadelesinin başlıca çözüm ortağı yapmalıyız.TARGET olarak “Bu güzel mavi gezegende insan olarak varlığımızı sürdürmek istiyorsak, önce kendimizi ve doğa ile ilişkilerimizi değiştirmeliyiz” diyoruz.”COP31 yolunda kritik gündemDünya Çevre Günü’nde açıklamalarda bulunan ÇEVKO Vakfı Genel Sekreteri Mete İmer, Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı BM 31. Taraflar Konferansı (COP31) yaklaşırken, küresel iklim diplomasisinin merkezine “temiz dönüşüm” ve “döngüsel ekonomi” stratejilerinin yerleştiğini vurguladı. Mevzuat değişikliklerinin, küresel tedarik zincirlerini yeniden şekillendirdiğini belirten Mete İmer, AB’de geri dönüşüm ve atık sevkiyatı düzenlemeleri ile geri dönüşüm sektörünün hammadde tedariki konularında değerlendirmelerde bulundu. İmer, şunları söyledi:
“AB’nin bu düzenlemelerle elde edeceği başarı, yalnızca düzenlemelerin sıkılığına değil, aynı zamanda geri dönüşüm altyapısına yatırım, standartların uyumlulaştırılması ve ikincil hammadde pazarlarının işlevsel hale getirilmesine bağlı olacaktır. Aksi halde, döngüsel ekonomi hedefleri teoride güçlü, pratikte kırılgan kalma riski taşımaktadır. Türkiye açısından ise, ambalaj atıklarının sanayinin hammaddesi olarak değerlendirilmesinde verimliliği ve tedarik sürekliliğini sağlamak için etkin politikaların geliştirilmesi gerekiyor. AB ile atık ticaretinin sınırlanabileceği öngörüsüyle, özellikle tüketim sonrası geri dönüştürülebilir atıklarımızı kaynağında ayrı toplayarak döngüselliği sağlayacak sürdürülebilir ve verimli sistemleri kurmak ve işletmek artık kritik önemdedir. Bu alanda başarı için, ÇEVKO Vakfı olarak uygulanabilir olduğunu savunduğumuz model ise Genişletilmiş Üretici Sorumluluğu (GÜS) modelidir.GÜS, OECD tanımına göre, üreticinin sorumluluğunun tüketici sonrası evreye genişlediği bir çevre politikasıdır ve 2006’da Çevre Yasası’na girmiştir. Atık Yönetimi Yönetmeliği ve Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği’nde halen yürürlükte olan GÜS hükümleri bulunmaktadır. Ancak GÜS modeli, 2020’den itibaren piyasaya sürenlerden Geri Kazanım Katılım Payı (GEKAP) alınmaya başlanmasıyla fiilen uygulanmaz olmuştur. Döngüsel ekonomide ve iklim değişikliğiyle mücadelede başarı elde edebilmek için değerlendirilebilir atıkların kaynağında ayrı biriktirilmesi, toplanması ve üst dönüşüme tabi tutulmasında sanayinin sistem içinde daha aktif olarak rol alması gerekiyor. Bunun atık yönetiminin finansman ve organizasyonunun GÜS modelinin uygulanmasıyla gerçekleşebileceğini; sürdürülebilirlik açısından GEKAP ve GÜS’ün, sanayi için çifte maliyet yaratmadan, birbirini tamamlayacak şekilde kurgulanabileceğini düşünüyoruz.”İkincil hammadde tedarikinde arz güvenliği riskiAB’nin yeni yasal düzenlemelerinin, ikincil hammadde pazarlarında arz yönlü baskılar yarattığına dikkat çeken Mete İmer, şu noktaların altını çizdi:
“AB’de yapılan yeni düzenleme ile atıkların OECD dışı ülkelere sevkiyatı yasaklanırken; plastik atıklar için bu yasak 21 Kasım 2026 itibarıyla başlayacaktır. 21 Mayıs 2027’den itibaren ise tehlikesiz atıkların OECD dışı ülkelere ihracatı, yalnızca AB Komisyonu tarafından belirlenmiş ülkelerle sınırlandırılacaktır. Türkiye, bir OECD üyesi olmakla birlikte, AB’den en çok atık ithal eden ülkelerin başında yer aldığı için sıkı bir izleme ve denetim sürecine tabi olacaktır. Bu durum, ülkemiz gibi başlıca ithalatçı ülkelerde önemli ekonomik ve yapısal sonuçlar doğurma potansiyeli taşımaktadır.Diğer yandan, AB, plastik ambalajda geri dönüştürülmüş malzeme içeriği hedeflerinin “Avrupa menşeli” malzemelerle sağlanmasını kararlaştırdı. Bu, Avrupa dışından tedarik edilecek geri dönüştürülmüş plastik hammaddelerin kısıtlanması anlamına gelmektedir. Türkiye’de üretilenler, şimdilik “Avrupa menşeli” sayılarak bu kısıtlamadan doğrudan etkilenmemiş görünmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki bu kısıtlamalar, kısa ve orta vadede, geri dönüştürülmüş hammadde fiyatlarında artış, tedarik zinciri riskleri ve AB dışı ülkelerle ticari gerilimler doğurabilecek karmaşık bir dönüşüme yol açabilir.”AB düzenlemelerinin getirdiği yeni koşullarAB’nin 2025/40 sayılı Ambalaj ve Ambalaj Atıkları Tüzüğü’nün, 12 Ağustos 2026 itibarıyla uygulanmaya başlanacağını hatırlatan İmer, şu teknik ayrıntıları paylaştı:
Geri Dönüştürülebilirlik: 2030 yılından itibaren AB piyasasına arz edilen tüm ambalajlar geri dönüştürülebilir olacaktır.
Minimum Geri Dönüştürülmüş İçerik: Plastik ambalajlar için belirlenen minimum geri dönüştürülmüş içerik oranları, ambalaj türüne bağlı olarak 2030’da %10 ile %35, 2040’ta ise %25 ile %65 arasında değişecektir.
Atık Azaltım Hedefleri: Üye devletlerin kişi başına üretilen ambalaj atığı miktarını kademeli olarak azaltması; 2025’te %65, 2030’da ise %70 geri dönüşüm oranına ulaşması hedeflenmektedir.
PET Şişeler için Geri Dönüşüm Zorunluluğu: Tek Kullanımlık Plastikler Direktifi uyarınca PET şişelerde 2025’te en az %25, 2030’da ise en az %30 geri dönüştürülmüş plastik içeriği koşulu bulunmaktadır.
ÇEVKO Genel Sekreteri İmer, AB’nin çevresel sorunlarını başka ülkelere “ihraç etmesini” önlemeyi ve Avrupa’daki geri dönüşüm sektörünü “korumak” için geri dönüştürülmüş hammadde ithalatını kısıtlamayı amaçlayan 2024/1157 sayılı Atık Sevkiyatı Tüzüğü ile yeni bir dönemin başlamakta olduğuna dikkat çekti.
Dünya Çevre Günü dolayısıyla çevresel sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşılabilmesi için tüm paydaşların ortak sorumluluk üstlenmesi gerektiğini belirten İmer, “Türkiye’nin BM 31. Taraflar Konferansı’na ev sahipliği yapmaya hazırlandığı bu dönemde, kaynakların verimli kullanılması, atıkların kaynağında ayrı toplanması ve döngüsel ekonomi uygulamalarının yaygınlaştırılması her zamankinden daha büyük önem taşıyor. Çevrenin korunması ve iklim değişikliğiyle savaşım, ancak kamu, özel sektör, yerel yönetimler ve yurttaşların ortak çabasıyla mümkün olabilir.” dedi.
“81 ilde 81 milyar adım”Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği (SÜT-D) ise 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde “iklim acil sinyaline cevabımızı güçlendirerek, iklim eylemi için küresel çağrıyla hız kazanalım, adımlarımızı Türkiye’miz için atalım” çağrısı yaptı.
Bu yıl küresel temanın iklim eylemi, Türkiye Çevre Haftası temasının sıfır atık seçildiğini anımsatan SÜT-D Başkanı Prof. Dr. Filiz Karaosmanoğlu, “BM Çevre Programı (UNEP) öncülüğünde bu yıl iklim eylemi temalı kutladığımız Dünya Çevre Günü ev sahibi Azerbaycan’da iklim için, geleceğimiz için doğadan ilham alıyoruz ulusal temasıyla, 1-7 Haziran 2026 tarihlerindeki Türkiye Çevre Haftası’nda ise sıfır atık temasıyla etkinlikler gerçekleşiyor. Kasım 2026’da Antalya’da Uygulama, Finansman ve Adil Geçiş odağında yapılacak BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı (COP31) yolumuzda Dünya Çevre Günü ayrı öneme sahip. COP31 önceliklerinde Sıfır Atık ilk sırada.” bilgisini verdi.
İklim acil sinyaline cevabımız“Doğrudan ve dolaylı yaydığımız sera gazları emisyonuyla sebep olduğumuz sıcak hava dalgaları, eriyen buzullar, yükselen denizler, orman yangınları, eriyen buzullar, su ve kara ekosistemlerimizdeki tahribat için Dünya iklim acil sinyali veriyor. Onlarca yıldır bu sinyali duysak da cevabımız inkâr ve şüpheyle gölgelenip gecikerek, uzak tarihler ve hedeflerle bugüne vardık. Çaresiz değiliz. Cevabımız, geri sinyalimiz iklim değişikliği mücadelesinde yenilenebilir kaynaklı enerji; şehirlerin yeniden tasarlanması; döngüsel ekonomi; yeniden ağaçlandırma gibi çözümlerle, iklim teknolojileriyle güçlenirken iklim eylemimiz ilerliyor. Hepimiz iklimle olan ilişkimizi yeniden şekillendirmeliyiz, hız kazanmalıyız.”Sıfır Atık” temasıyla kutlanan Türkiye Çevre Haftası dolayısıyla 5 Haziran’da “81 İlde 81 Milyar Adım Çevre Yürüyüşü” Kızılcahamam-Ankara’da başlarken, “81 Milyar Adım” mobil uygulaması ile 5 Haziran’dan 6 Haziran’a kadar 24 saat içinde on bin adım atanlar Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ödülleri için çekiliş hakkı kazanacak. İklim değişikliğine karşı yutak alanlarının artırılması için her ilde, bölgenin toprak yapısına ve doğa şartlarına uygun fidan seçilerek öğrencilerle toplu fidan dikimi yapılacak. Çevre Müfettişi etkinlikleri, fotoğraf yarışması ve 4-7 Haziran günlerinde Atatürk Havalimanı’ndaki Sıfır Atık Festivali ile biricik ülkemizde değer yaratılacak.”Çevre Haftası’nda temiz deniz ve kıyılar için seferberlikDenizlerin korunmasına dikkat çekmek ve çevre bilincini artırmak amacıyla harekete geçen İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin öncülüğünde 5 Haziran Dünya Çevre Günü etkinlikleri kapsamında Karaburun Mordoğan Kocakum Plajı’nda gerçekleştirilen kıyı ve deniz dibi temizliğinde yaklaşık 750 kilogram atık çıkarıldı. Denizden çıkan lavabo taşı, lastik ve iskele parçaları, çevre kirliliğiyle mücadelede toplumsal duyarlılığın önemini bir kez daha ortaya koydu.
1,2 milyon ton dip çamuru temizlendiİzmir Büyükşehir Belediyesi’nin dron destekli rutin denetimlerinde, Kasım ayından bu yana İzmir Körfezi’nde 14’üncü kez dış kaynaklı kirlilik belirlenirken, körfezden son iki yılda 1 milyon 234 bin ton dip çamuru çıkarıldı. Dip tarama çalışmalarıyla su sirkülasyonunun artırılması, deniz tabanındaki birikimin azaltılması ve Körfez’in doğal yapısının güçlendirilmesi amaçlanıyor.
İZDENİZ ekipleri tarafından son 1,5 yılda Körfez’den toplam 1.600 ton deniz marulu temizlendi. Yeni alınan 5 yeni amfibik temizlik aracıyla birlikte toplam 7 amfibik temizlik aracı, deniz seviyesinin düştüğü dönemlerde yüzeye çıkan deniz marullarına daha hızlı müdahale ediyor.
Deniz Koruma Şube Müdürlüğü ekipleri ise deniz süpürge gemileri, amfibi araçlar ve karadan müdahale ekipleriyle yıl boyunca deniz yüzeyindeki atıkları topluyor. Bu kapsamda 2025 yılında 1.150 ton yüzer atık denizden çıkarıldı. 2026 yılının ilk beş ayında ise 1.346 ton atık toplandı. Plastik, cam, metal ve evsel atıklardan oluşan binlerce ton çöpün denize karışması engellenerek Körfez’in temizliğine katkı sağlandı.
Körfez’e akan kirliliğe karşı dere yatakları temizleniyor
İZSU Genel Müdürlüğü de, Körfez’e ulaşan kirliliği azaltmak ve dere yataklarının doğal akışını korumak amacıyla temizlik çalışmalarına devam ediyor. Arap Deresi’nin temizliğinin ardından Meles Deresi’nde kapsamlı temizlik çalışması başladı. Gece gündüz süren çalışmalarda tonlarca çamur ve teressubat dere yatağından çıkarılırken, Meles’in ardından Manda Çayı, Bornova Çayı, Bostanlı Deresi ve Peynircioğlu Deresi başta olmak üzere tüm derelerde temizlik çalışmaları yürütülecek.
Muratbey’den iklim eylemine örnek projeTürkiye’nin öncü peynir markalarından Muratbey, teknoloji ve sürdürülebilirliği buluşturan, yapay zekâ destekli “Kazandıran Peynirler” projesiyle ambalaj atıklarını ekonomiye geri kazandırırken, çevresel faydayı ölçülebilir hale getiriyor.
Gıda sektöründe tüketim sonrası ambalaj atık yönetimini sahiplenen ilk örneklerden biri olan “Kazandıran Peynirler”, geri dönüşümü bir çevre davranışı olmaktan çıkarıp iklim eyleminin günlük yaşamdaki karşılığına dönüştürüyor. Yapay zekâ destekli Waste Log altyapısı sayesinde geri dönüşüm bildirimleri doğrulanıyor, çevresel katkılar karbon tasarrufu olarak ölçümleniyor ve kullanıcılar karbon puanlarıyla ödüllendiriliyor.
İklim değişikliğinin üretimden tüketime tüm sistemleri etkileyen küresel bir dönüşüm başlığı olduğunu, bu nedenle iklim eyleminin, kaynak kullanımından tüketim alışkanlıklarına kadar tüm süreçlerin yeniden ele alınmasını gerektirdiğini belirten Muratbey Yönetim Kurulu Başkanı Necmi Erol, “Piyasaya sunduğumuz ambalajların üç yıl içerisinde yüzde 10’unu geri dönüşüme kazandırmayı hedefliyoruz. Bu sayede yaklaşık 108 ton CO₂ emisyonunun önüne geçmeyi öngörüyoruz. Bu kazanım, yaklaşık bir futbol sahası büyüklüğündeki bir ormanın yıllık karbon tutma kapasitesine eşdeğer çevresel fayda anlamına geliyor.” dedi.
Çöpe gidecek atıklar, çocukların elinde gıdaya dönüşecekDünya genelinde her yıl milyonlarca ton organik atık çöplüklere giderken, ortaya çıkan metan gazı iklim değişikliğini hızlandıran en önemli unsurlar arasında gösteriliyor.
Feyziye Mektepleri Vakfı (FMV) Ispartakule Işık Anaokulu öğrencileri, sebze-meyve artıkları ve organik atıkları çöpe göndermek yerine komposta dönüştürerek kendi bitki, sebze ve meyvelerini yetiştirdikleri “Işık Bostan” için doğal gübre üretecek. Böylece öğrenciler, bir yandan atıkların yeniden değerlendirilme sürecini gözlemlerken, diğer yandan kendi yetiştirdikleri ürünlerin üretim yolculuğuna tanıklık edecek.Read More






