Ekranda Pacman oynuyor; hayaletlerden kaçmayı öğreniyor. Oysa asıl hayalet avucunun içinde. Pacman’de hayalet seni yakalarsa bir can gider. Bu oyunda yılda 120 bin can gidiyor. Ve hâlâ kimse “game over” demiyor.
Pazar sabahı, saat ona doğru Tepebaşı’ndayım.
İstanbul Verem Savaşı Derneği’nin Çatma Mescit’teki binası; eski İstanbul kokan bir sokak. Verem gibi geçen yüzyılın hastalığıyla savaşmak için kurulmuş bir çatının altında, bu yüzyılın salgınını konuşmak üzere toplandık:
Sağlığa Evet Derneği’nin “Tütün ve Nikotin Kontrolü: Yeni Hedefler Çalıştayı”.
Kürsüde Elif Dağlı, Pınar Ay, Tanzer Gezer, Efza Evrengil, Ümmühan Peçe Sönmez ve Murat Güner; tartışma masasında Zeki Kılıçaslan, Yeşim Yasin, Banu Salepçi. Bu ülkenin tütün kontrolü hafızası, bir pazar gününü buna ayırmış.
Ben de dinledim, sordum, not aldım. Ve bir sahne aklımdan çıkmıyor.
Perdeye bir video yansıdı. Kullan-at bir elektronik sigara; üzerinde yüksek çözünürlüklü minicik bir ekran. Ekranda ne var, biliyor musunuz? Pacman.
Evet, bizim kuşağın atari salonlarındaki Pacman’i. Videodaki genç kız cihazla oynuyor.
Annesi soruyor: “Ne yapıyorsun kızım?” Cevap hazır: “Oyun oynuyorum.”
Türkiye’de fiyatı 1.200 lira. Ve “yasak”. Yasak ama on beş dakikada kapınıza geliyor.
Önce rakamlar1980’de bu ülke 57 milyar dal sigara içiyordu. 1999’da 114 milyarla zirveyi gördük; ardından on iki yıl süren düşüşle 2013’te 91 milyara indik. Sonra makas ters döndü: 2025’te 160 milyar dal.
Aynı dönemde dünya ne yaptı? 2012’de 6 trilyon dalla tepe noktasına ulaştı, bugün 4,5 trilyona indi. Dünya inerken tırmanan ülkeyiz.
Yetişkinlerde tütün kullanımı 2012-2023 arasında 7,7 puan arttı; kadınlarda artış 10,5 puan.
Sağlık Bakanının geçen günlerde açıkladığı rakamlar salonda yeniden okundu: Yılda 120 bin ölüm. Kişi başına yıllık sağlık harcamamız 837 dolar; sigaranın kişi başına yıllık maliyeti 1.200 dolar. Ve Türkiye bu yıl akciğer kanserinin dünyada en sık görüldüğü ülke konumuna gelmiş.
Bir cümle daha: 2026, resmen “Bağımlılıkla Mücadele Yılı” ilan edildi. Aynı takvimde 160 milyar dal. İroniyi ben yapmıyorum; rakamlar yapıyor.
Küresel pazar da masadaydı: Elektronik sigara 30-40 milyar dolar, ısıtılmış tütün 30 milyar dolar, nikotin poşetleri 3 ila 4,8 milyar dolar bandında koşuyor. Pınar Ay’ın aktardığı bulgu ise cümlenin tam ortasına oturdu: Endüstrinin fonladığı yayınlarda “daha az zararlı” sonucuna ulaşma ihtimali, bağımsız araştırmalara göre beş kat fazla. Yani mesele kanıt eksikliği değil; kanıtın kimin mutfağında piştiği.
Binlerce site, iki telefon, tek noktaBu tür toplantıların asıl kıymeti, sunumların kenarında anlatılanlardadır.
Ümmühan Peçe Sönmez’in ekibi, bu ürünleri satan siteleri yıllardır izliyor. Bakanlık bir adrese erişim engeli getiriyor; yarım saat sonra ayna site devrede. Ekip pes etmemiş; altyapıları, kargo bağlantılarını, WhatsApp ve Telegram hatlarını tek tek dökmüş. Binlerce sitenin çıkışı Hollanda ve Ukrayna’daki dev veri merkezlerine, telefon trafiği ise topu topu iki numaraya iniyor.
Salonda cümle aynen şöyle kuruldu:
“Binlerce yoldan geldik, tek noktada buluştuk. Yerini bulduk; kişiyi bilmiyoruz.”Nikotin poşetleri Nişantaşı-Beşiktaş hattında eve teslim ediliyor; süre on beş dakika. Bu hız depo demek, kurye ağı demek. Böyle bir ağ, “kimsenin haberi olmadan” işlemez.
Bir öğretmen, okulun dibindeki kırtasiyenin öğrencilere elektronik sigara sattığını iki yıldır şikâyet ediyor; fotoğraflanmış, bakanlığa bildirilmiş. Kırtasiye yerinde, satış yerinde. Denetim ekibi kapıya dayandığında çalan “yukarıdan telefonlar” da salonda anlatıldı. Bir araştırmacı, yıllardır izledikleri ücretsiz sigara bırakma ilacı dağıtımlarının hep seçimlerden birkaç ay önce başladığını söyledi; ben not defterime “kulis” diye yazdım.
Hukukun bombasını Tanzer Gezer patlattı:
“Türkiye’de elektronik sigara satışı aslında yasak değil. Üretim ve satış ruhsata tabi; bugüne kadar tek bir ruhsat verilmemiş. Ortada kanunla konmuş kapsamlı bir yasak değil, hiç işletilmeyen bir izin rejimi var. Hepimizin ezberlediği ‘yasak’, biraz da bir söylem.”Gezer bir de tarih dersi verdi. 2012’de Seul’deki taraflar konferansında Dünya Sağlık Örgütü “elektronik nikotin dağıtım sistemleri” terimini üretti; ısıtılmış tütünü kapsam dışında bıraktı. 2014’te ilk büyük ısıtılmış tütün cihazı Japonya’da piyasaya sürüldü ve birkaç yılda Japon sigara pazarının yüzde 40’ından fazlasını aldı. Tesadüf mü? Gezer’in formülü netti: Terminolojiyi kontrol eden, pazarı ve kuralları da kontrol eder.
“Kamusa uzanan el namusa uzanmıştır” diye bir tanım var. Kavram savaşını kaybeden, kanunu daha masada kaybeder.
Damağımızı çalıyorlarBen bu salona gıda yazarı ve gazeteci kimliğimle oturdum; öyle de kalktım.
Ürün kataloğuna bakın: karpuz, mango-kayısı, ananas-Hindistan cevizi, ejder meyvesi, yasemin-papatya… Kolajenli “güzellik buharı”, melatoninli “uyku nefesi”, B12’li “temiz hava”, burundan çekilen kafein tozu, festivalde müziğin ritmiyle renk değiştiren ışıklı çubuklar, dikkat eksikliği olan çocuklara “özel tasarlanmış” zıpzıplı cihazlar.
Kimisi klasik sigaranın kat kat üzerinde nikotin yüklüyor; kimisinde nikotin yok ama nefes ritüeli, el alışkanlığı, dudak hafızası aynen kuruluyor.
Bunun adı aroma değil; hafıza hırsızlığı. Çocukluğun karpuz kokusunu alıp bağımlılığın ambalajı yapıyorlar. Benim “damağın hafızası”; dediğim şey; annenin reçeli, dedenin bahçesi bir pazarlama departmanına devrediliyor. Mutfağını kimliği sayan bir millet için bundan ağır kültürel taarruz az bulunur.
İşin bir de “vatan” tarafı var; Elif Dağlı hatırlattı. 1883’te Osmanlı borçları üzerine kurulan Reji idaresi tütünümüzü yabancı sermayeye teslim etmişti; Çökertme türküsündeki o yanık “ciğerime ateş saldı” dizesinin arkasında, tütün kaçakçısına sıkılan Reji kurşunu vardır. 1925’te Cumhuriyet tütünü millileştirdi. 1984’te ve 1991’de kapılar yeniden açıldı; 2008’de Tekel elden çıktı. Dağlı’nın tabiri: “Vatan ve tütün.” Hafızası olan millet, aynı filmi ikinci kez seyrettiğini fark eder.
Türkiye’de 4207 sayılı kanun, tütün içermese bile tütün mamulünü taklit eder tarzda kullanılan ürünleri tütün ürünü sayan geniş bir çerçeve kuruyor; 2020’deki Cumhurbaşkanı Kararı ise elektronik sigara ve benzeri cihazların ithalatına yasak getirdi. Fakat çalıştayda altı çizilen asıl boşluk şuydu: Yasak kâğıtta duruyor, ürün dijital pazarda dolaşıyor. Hukuken üretim ve satış ruhsata/izne bağlı; fiilen ruhsat verilmemesi başka, ürünün Telegram gruplarında, ayna sitelerde, kargo ve kurye ağlarında dolaşması başka.
Burada “zarar azaltma” tartışmasını da dürüstçe ele almak gerekiyor. Zarar azaltma, yani riskli bir davranış tamamen ortadan kalkmadığında zararı azaltma iddiası, bazı halk sağlığı alanlarında anlamlı bir araç olabilir. Ancak tütün ve nikotin pazarında bu kavram, endüstrinin elinde çoğu zaman “yeni müşteri kazanma” stratejisine dönüşüyor.
ABD Gıda ve İlaç Dairesi FDA’nın 2026’da bazı ZYN nikotin poşetleri için verdiği “modifiye risk” izni bile ürün sınıfının tamamını güvenli ilan etmiyor; belirli ürünler için, sigaradan tamamen geçiş yapan yetişkin kullanıcı bağlamında sınırlı bir izin veriyor.
Daha az maruziyetTam da bu yüzden Pınar Ay’ın sunumundaki ayrım kritik: Daha az maruziyet, otomatik olarak daha az hastalık anlamına gelmez. Hele gençlerde kullanım artıyorsa, ikili kullanım yaygınlaşıyorsa, yani kişi hem sigarayı hem elektronik ürünü birlikte kullanıyorsa, toplumsal risk düşmek yerine büyüyebilir. CDC de hiçbir tütün ürününün, e-sigara dahil, güvenli olmadığını; nikotinin genç beyin gelişimi için özel risk taşıdığını ve ikili kullanımın sağlığı koruyan bir yol olmadığını vurguluyor.
Burada eski “light sigara” hikâyesini hatırlamak gerekiyor. Endüstri bir zamanlar “daha hafif”, “daha güvenli”, “daha düşük katranlı” diyerek aynı psikolojik kapıyı açmıştı. Bugün o kapının üstünde daha çağdaş tabelalar var: “dumansız”, “temiz”, “akıllı”, “aromalı”, “wellness”, “focus”, “relax”, “biohack”. Yani ürün değişti ama pazarlama ahlakı değişmedi. Dün filtreden umut satılıyordu; bugün pilden, aromadan ve algoritmadan umut satılıyor.
Murat Güner’in medya takibi bu mücadelenin görünmeyen cephesini gösteriyor. Çalıştayda aktarılan verilere göre bir yıllık izleme döneminde tütünle ilgili on binlerce haber, yüz milyonlarca tiraj/erişim potansiyeli ve milyonlarca dolarlık reklam eşdeğeri ortaya çıkıyor.
Bu tablo bize şunu söylüyor: Tütün kontrolü artık yalnızca yasa maddesiyle değil, haber başlığıyla, sponsorlu içerikle, dizi sahnesiyle, influencer videosuyla, newsletter reklamıyla ve belgesel estetiğiyle de ilgilenmek zorunda. Çünkü endüstri bazen paketin üstüne marka yazmaz; bir yaşam tarzının içine yerleşir.
Peki ne yapacağız?Çalıştay dağılmadan somut kararlar alındı.
Ekim ortasında dernekleri, tabip odalarını, baroları, sağlık muhabirlerini ve en kritik halka gençleri aynı masaya oturtan geniş bir çalışma toplantısı yapılacak.
Gençlere parmak sallamak yerine onların diliyle üretmeleri teşvik edilecek: Sosyal medyada karşı içerik üreten gençlere jürili, her yıl tekrarlanan bir ödül fikri masada.
Denetim personeline hizmet içi eğitim verilecekmiş; güzel. Ama salondaki soru yerinde: Ceza yetkisi olmayan denetçinin eğitimi sahada neye yarar?
Uluslararası taraflar konferanslarına sivil koalisyon olarak danışman statüsüyle girme hedefi kondu. Çünkü bir tespitin oradaki tutanağa girmesi, bin gazete haberinden çok ses getiriyor.
Kavram cephesini boş bırakmamalı. Endüstri “ısıtılmış tütün elektronik sigara değildir” diye tanım oyunu oynuyorsa, beri tarafta da Dil Derneği’yle, Türk Dil Kurumu’yla, hukukçu ve iletişimcilerle ortak terminoloji üretmeli; başka kelime ve tanımlar üzerinde çalışmalı; hatta sağlıkta “yılın kelimesi”ni seçmeli. Kavramı biz koymazsak birileri koyuyor ve faturasını da çocuklar ödüyor.
Kovanın dumanıArılara bakanlar iyi bilir. Kovanı açmadan önce körükle duman veririz. Duman arıya “yangın var” der; arı telaşla bala gömülür, savunmayı bırakır. Biz balı alır, kapağı kapatırız.
Bu endüstri de topluma duman veriyor: karpuz aromalı, Pacman ekranlı, “yüzde 95 daha az zararlı” etiketli bir duman. Toplum sakinleşiyor, refleksleri gevşiyor; onlar balı alıyor.
Yalnız arada bir fark var. Arıcı kovanı yaşatmak zorundadır; kovan ölürse bal biter. Bu sektörün öyle bir derdi yok. Müşterisi her yıl 120 bin kişi eksilince, açığı okul önündeki kırtasiyeden tamamlıyor.
Bakanın çözümü ise “her vatandaş özel çaba harcasın.” Halk sağlıkçılar buna sağlık etki piramidinin tepesi diyor: en görünür, en az işe yarayan müdahale. Sorunu bireyin iradesine yıkmak, piramidin tabanındaki düzeni aklamaktır.
Pınar Ay sunumunu Kassandra’yla bitirdi. Apollon’un lanetlediği kâhin; geleceği görür, kimse inanmaz. Truva atını gösterdi, gülüp geçtiler. O salondakiler de kırk yıldır aynı atı gösteriyor.
Ben Kassandra kadar karamsar değilim; çünkü bir pazar sabahını bu davaya ayıran o insanları gördüm. Ama çıkarken aklımda hep o kız vardı.
Ekranda Pacman oynuyor; hayaletlerden kaçmayı öğreniyor. Oysa asıl hayalet avucunun içinde.
Pacman’de hayalet seni yakalarsa bir can gider. Bu oyunda yılda 120 bin can gidiyor.
Ve hâlâ kimse “game over” demiyor.Read More






