Adalet Bakanlığınca 15 Eylül tarihinde ayrıntıları açıklanan ve ilgili bakanlıklarla iş birliği içerisinde gerçekleştirilen; basının sebze meyvede fahiş fiyat operasyonu, gıda tedarik firmalarına operasyon, hal operasyonu gibi ifadelerle duyurduğu operasyon aslında herkese birçok şeyi gösterdi, hatırlattı. Aracıların çiftçilerden kat kat fazla kazanmalarına ait örnekleri ve sonuçlarını birçok kişi anlattı, sosyal medya hesaplarında paylaştı.
Öncelikle ilgili Bakanlıkların; evrakta yapıldığı ifade edilen ticari ahlaksızlığın önlenmesi ve kul hakkının yenmesini engellemeye yönelik cezalandırma ve alınacak tedbirler konusunda gereğini yapacağına, dijitalleşmenin bu kadar geliştiği günümüzde dijital izleme sisteminin çok uzun olmayan bir süre sonunda hayata geçmesi gerektiğine inanıyorum. Bu konuda yapılacaklar bizim market veya pazarda satın alacağımız ürününün fiyatına etki edecek düzenlemeler olacaktır ve tabii ki çok önemlidir.
Çiftçilik kolay bir şey mi?
Pandemi koşullarında herkesin iyi ki varlar diye konuştuğu, çiftçileri yere göğe sığdıramayan birçok kişinin samimi olmadıklarını görmek çok üzücü. Çiftçiye ve emeğine saygı gösterilmesi gerekiyor. Bakanlıklar, belediyeler, özel idare, tarımsal kuruluşlar, tarıma ve çiftçiye bir şekilde destek olmaya çalışıyor. Çiftçiden ürün yani hammadde alıp işleyen sanayicilerin ve çiftçinin ürününü ihraç eden büyük şirketlerin çiftçiye -ben senin yanındayım- mesajını verecek üretime yönelik katkılar sağlaması çok değerli değil mi?
Bir de bilmediği konuda konuşan, çiftçinin yaptığı işi küçümseyen, kibirli tavırlarla konuşan kendini bilmezler var. Gece-gündüz, soğuk-sıcak, izin, tatil demeden mesaisi sürekli devam eden çiftçileri küçümseyen bu tipleri gel paranı vereceğim 3-5 gün çalış, çiftçinin yaptıklarının aynısını yap desen ikinci gün kaçar giderler.
Aslında çiftçinin çoğunlukla sorun yaşadığı, daha doğrusu çiftçiden düşük fiyata alındığı ifade edilen ve tüketici olarak bizim yüksek fiyattan tüketmek zorunda bırakıldığımız ürünler, hasat edildikten sonra uzun süre bekletilemeyecek, çiftçinin hemen satmak zorunda olduğu bazı yaş meyve ve sebzeler. Bu ürünler eğer kurutarak veya başka bir şekilde değerlendirilerek muhafaza edilmeyecekse, çiftçi hasattan hemen sonra satmak zorunda. Kuru olarak hasat edilen veya uygun depolama şartlarında uzun süre bekletilebilecek ürünler de bu kadar sorun yaşanmaması gerekiyor normal şartlarda.
Başka bir açıdan baktığımızda, Bakanlığın tarımsal üretim planlaması kapsamında da yer almayan yaş meyve ve sebzelerden domates örneğini konuşacak olursak yıllık 13.5-14 milyon ton domates üretiminin % 70’i, tarlada, % 30’u serada gerçekleştirilmektedir. Tabii ki serada yetişen mevsim itibarıyla daha pahalı olacağı için elde edilen gelir serada yetiştirilende daha fazla. Ancak üretim alanı çok olduğu için tarla domatesi olmazsa olmaz. Çiftçiler tarlada domates yerine başka bir ürüne yönelse örtü altında/serada yetiştirilenler ihtiyacı karşılamaz.
Ürünün fiyatını kim belirliyor?
Hepimiz günlük yaşamımızda ihtiyacımız olan çeşitli ürünleri (bardak, çanak, televizyon, deterjan, cep telefonu, halı, ayakkabı) satın alıyoruz. Ya da fiyatı hizmeti verecek kurum tarafından belirlenmiş olan otobüs veya uçak bileti satın alıyoruz. Satın aldığımız ürünün perakende satış fiyatı, o ürünü yapan ve kullanımımıza sunan firmanın belirlediği fiyatla belirlenmeye başlıyor. O ürünü bize satan perakendecinin bazı ilaveleri sonrasında belirlediği fiyattan alıyoruz. Yapabiliyorsak ufak tefek pazarlık sonrası veya indirim kampanyaları sayesinde büyük ihtimalle üretenin belirlediği fiyattan alıyoruz. Yani kimse zararına ticaret yapmıyor, yapmaz. En azından devam ettirmez, bir süre sonra bırakır.
Empati kelimesinin ne anlama geldiğini birçok kişi bilir, ancak çoğunlukla yapmayı unutur veya yapmaz. Zaman zaman kendimizi çiftçinin yerine koyalım, ne yaşadığını, ne düşündüğünü, ifade etmeye çalışalım, onun yerinde ben olsam ne yapardım diye düşünelim.
Çiftçi, yetiştirdiği ürününün fiyatını kendisi belirleyemiyor, fiyatın belirlenmesinde çok ta etkisi olmuyor. Zaten sorununun temel nedeni burada yatıyor. Ürünün fiyatını belirleyenlerin çiftçinin üretimle ilgili giderlerini dikkate aldığını düşünmüyorum.
Ekonomik olarak güçlü olmayan, üretimi devam ettirebilmek için borçlanan, hasatta öderim diyerek tarımsal girdileri veresiye alan, ürününü başka bir yere götürme/gönderme imkânı olmayan çiftçilerin bu durumundan yararlanan fırsatçı kişiler hep vardı. Ürünlerin fiyatlarını, birkaç alıcının belirlediği özellikle küçük ilçelerde, çiftçinin pazarlık yapması, o fiyattan satmıyorum demesi çok ta mümkün değil.
Ülkemizde 2.363.000 civarında ÇKS kaydı var. Aileleri dört kişi desek, sadece üretimle ilgili olarak yaklaşık on milyon kişi doğrudan etkilenmektedir. Üzerinde konuşulması, farklı bir şeyler yapılması gereken konu, çiftçinin daha fazla kazanması, üretimde kalması, gençlerin üretime daha fazla dâhil olmasıdır.
Çiftçi kuruluşları ve Üretici Birlikleri ne yapabilir?
Çiftçi kuruluşları sadece maliyet ve ürünün para etmediği, aracıların çok daha fazla kazandığını, ürünlerin yüksek fiyatında çiftçilerin suçlu olmadığını teyit eden açıklamalar yapıyorlar. Ürünlerin pazarlanmasına yönelik farklı öneriler sunmaları, hatta bunun için ilgili kuruluşlarla işbirliği başlatmaları çok önemli ve gerekli bence.
5200 Sayılı Üretici Birlikleri Kanunu’nda, Üretici Birliklerinin görevleriiçerisinde; üyelerinin ürettikleri ürünlerle ilgili piyasa araştırmaları yapmak ve yaptırmak, üyelerinin ürünlerine pazar bulmak, ürünlerin pazara arzını düzenlemek görevleri var.
Gerekli gayreti gösterenleri tenzih ederek ifade ediyorum, yaş meyve sebze üretici birliklerinin yöneticileri -ki kendileri de çiftçidir- birlik üyesi çiftçilerin ürünlerinin pazarlanmasına yardımcı olacak adımları çoğaltmalıdırlar. Ankara’da şube sayısını artırmaya başlayan ve dikkate alınacak güzel bir örnek; Türkiye Köy-Koop. Merkez Birliği Anadolu-Tat toptan fiyatına perakende satış merkezi adı altında yaş meyve ve sebze dâhil çok sayıda ürünü uygun fiyatlarla tüketiciye sunuyor. Büyük bir market zincirinin yetkilileri ile patatesin pazarlanması konusundaki ayrıntıları konuşmak üzere bir araya geldiğini bildiğim Niğde S.S. Konaklı Patates Üretim ve İşletme Kooperatifi, İzmir Tire Süt Kooperatifi, Hatay Vakıfköy Kadın Girişimi ve İşletme Kooperatifi gibi örneklerin diğer ürünler için de hayata geçmesi veya artması sürdürülebilirlik açısından çok önemlidir. Üretici örgütlerinin Tariş Üzüm Birliği örneğinde olduğu gibi kendi kurumsal e-mağazalarını kurmaları veya mevcut e-ticaret platformlarında yer almaları çok önemli bir adım olacaktır.
An itibarıyla ham petrol fiyatlarının durumu dikkate alındığında saçma olarak değerlendirenler, neden sadece tarım, bizde isteriz diyenler çıkacaktır. Mevcut tarımsal desteklemelere ilave olarak; üretim maliyetlerini, verimliliği, nihayetinde gıda enflasyonunu etkilemesi nedeniyle Ülkemizde uygulanmasında yararlı olacağını düşündüğüm bir konu da; bazı ülkelerde uygulanmakta olan; çiftçilerin sadece tarımsal faaliyetlerinde kullandığı mazot daha doğrusu kırmızı mazot (kırmızı renk verilmiş, vergileri azaltılmış) uygulamasıdır.
Çiftçinin yapabileceği şeyler var mı?
Çiftçilerin üzerine düşen ürün maliyetini, genel giderlerini azaltmaya, verimliliği artırmaya yönelik yapması gerekenler yok mu? Elbette var. Bazılarından söz etmek gerekirse; kompost yapımı ve kullanımı, yağmur ve kar suyu hasadı, varsa üretimi ile ilgili entegre, biyolojik ve biyoteknik mücadele yöntemlerini uygulamak gibi tarımsal desteklemeler kapsamında da yer alan bazı işlemleri yapmak, kooperatif veya üretici/yetiştirici birliğine üye olmak, yetiştirdiği ürünlerin katma değerli bir ürüne dönüşmesi için çabalamak, eşinin kadın üretim/pazarlama/girişim kooperatiflerine üye olmasını sağlamak, herkesin ektiğini ekmemek, her yıl aynı ürünü ekmemek, varsa tavsiye edilen alternatif ürünleri yetiştirmek, mümkün olan ürünler için sözleşmeli tarım seçeneğini uygulamak, mecbur değilse yani nakit’e dönmek zorunda değilse ürünü tarlada satmamak, depolayabileceği ürünü saklamak, ürününü kendisinin pazarlamasına yönelik alternatifleri öğrenmek, yayımcılarla ve sözleşmesi varsa tarım danışmanları ile sürekli iletişim halinde olarak; yetiştirdiği ürünlerle ile ilgili yeni çeşit ve teknolojiler, araştırma sonuçları hakkında bilgi almak, yapay zekâ dâhil tüm bilgi kaynakları ile sıkı etkileşim halinde olmak gibi üretim alanlarına ve bölgelere göre değişiklik gösterecek ve çok sayıda ilave yapılması mümkün hususlar.
Olacağını düşünmüyorum ancak; nasıl olsa çiftçinin yapacak başka bir işi/mesleği yok, ekip, dikmek, çiftçilik yapmak zorunda diye düşünenler, ya da çiftçinin ürününü alıyorum, elinde kalmıyor, çürümüyor, bozulmuyor daha ne olsun diye düşünenler inşallah yoktur.
2026 yılında bitkisel üretimde rekor kırılmasına rağmen, oluşan düşük fiyat nedeniyle çiftçilerin gelirinin düşük kalması, nakit akışının olumsuz etkilenmesine ve çiftçinin refahının artmasına engel olacaktır. Aracılar ve marketler çiftçilerden çok kazanmaya devam edecekse, konuşmanın ve yazmanın bir anlamı olmayacak.
Son söz, çiftçiliğin kutsal bir meslek olduğuna hepimiz inanmalıyız, üretimlerinin sürdürülebilirliği için daha fazla katkı sağlamalıyız.
The post Çiftçi kazanmalı ki, üretim sürdürülebilir olsun. appeared first on Ajans Tarım.
Kaynak:Read More






