Ramazanda Sona Doğru

Foto: Masjid Pogung DalanganUnsplash

MANEVİYAT İKLİMİNDE

Yanlışı doğruyla, kötülüğü iyilikle, endişeyi ümitle ve riyayı ihlasla ikame etmeye çalışmak…

Son yazımda, yavaşlamak, içe dönmek ve daha dingin olmaya çalışmaktan bahsetmiştim.

Aslında Ramazan, orucun verdiği mahrumiyet, dopamin azalması ve enerji düşüşü ile bizi zaten yavaşlatıyor. Mesele bunu kabullenmek ve “gönüllü yavaşlığa” teslim olmakta…

On bir ay sürekli koşturan bedeninimizin ve özellikle de ruhumuzun bir molaya ihtiyacı var.

Daha fazla okumak, notlar çıkarmak, fikir üretmek, yazı yazmak ve paylaşmak…

Yavaşlamayı, boş zaman bolluğu ve verimsizlik olarak görmemeli. Çünkü, Tagore’nin dediği gibi, “Boş zaman yoktur, boşa geçen zaman vardır.”

Bu ayda kendimize en çok sormamız gereken sorunun ne olduğunu İhsan Fazlıoğlu hocamın şu sözünden çıkardım: “Sahip olduğum her şeyi yitirdiğimde beni ayakta tutacak olan nedir?” Evet, en değerli şeylerimizden vazgeçebilme hususunda kendimizi eğitmemiz gereken ay bu ay. Bunun üzerinde tefekkür etmek ise en değerli ibadet.

En iyi ve etkili tefekkür aç iken yapılır. Açlık ve tefekkür birleştiğinde bu bizi yepyeni bir kul yapar.

Ashabdan Ebu Zerr’i (ra) özellikle tekrar tekrar okurum. Anlatıldığı üzere, Ebu Zerr’in vefatından sonra annesine onun ibadetleri hakkında sorarlar. Annesi ise ibadetleri herkes gibi yerine getirdiğini söyler. Bir şeyler bulabilmek için farklı bir ibadetinin olup olmadığını sorarlar ısrarla. Nihayet annesi; günün bir bölümünde odanın bir köşesine çekildiğini, sırtını duvara yaslayıp ellerini başına koyduğunu, dakikalarca düşünüp zaman zaman ağlama sesine uyandırdığını söyler ve “Onun değişik bir ibadetini soruyorsanız işte bu tefekkür halidir,” der.

Horace Walpole’un şu sözünü bu ayda hayata geçirmeliyiz, değil mi? “Hayatın tüm sırrı, bir tek şeyle adamakıllı, diğer binlercesiyle de gereği kadar meşgul olabilmektir.” İşte bu kutlu ayda adamakıllı ilgilenmemiz gereken iç dünyamız, maneviyatımız ve kamil insan olabilme yolculuğumuz olmalı değil mi? Gerisini terk mi edeceğiz? Hayır elbette. Walpole’ün dediği gibi,“gereği kadar meşgul olmak” onlarla.

Geçmiş hatalarımızla yüzleşmek, dersler çıkarmak, itiraf etmek ve bir daha asla dönmemek üzere istiğfar etmek… İnsan, nisyan ile malûldür. Yine aynı hatalara düşmek elbette ki mümkün. Önemli olan her defasında “bir daha asla!” diyerek kesin dönüş yapabilmektir.

Çünkü, “Tevbe edilmeyen günah, müdahale edilmeyen yangın gibidir,” der İmam Gazali (ks). Ateş ne kadar küçük olursa olsun, söndürülmediğinde her şeyi küle çevirebilir.

Bazen, hatalar, günahlar, pişmanlıklar, tevbeler ve yeniden tekrarlanan aynı yanlışlar… bir kısır döngüye girerler.

Burada en büyük tehlike, işlenen günahın ötesinde, artık ümitsizliğe kapılmak, kendisinin bu bataklıktan asla çıkamayacağını düşünmek, o nedenle de pişmanlık ve tevbe kısmını terk edip sürekli o günahı işlemeye devam etmek, bataklığın kendisini daha derinlere çekmesine izin vermek…

Ümitsizlik; mücadeleyi bırakmak, şeytana teslim olmak, iyi yöndeki çabaları anlamsız bulmak ve nihayetinden kaybedenlerden olmaktır.

Her şeyi çok iyi yaptığı, çok iyi bir kul olduğu düşüncesine kapılıp kibirlenmek ne kadar büyük bir tehlike ise O’nun rahmetinden ümidimizi kesmememizi emreden Rabbimize karşı yapabileceğimiz en tehlikeli seçimdir.

Daima mükemmeli zorlayan, bununla gurur duyan ve diğer insanları kendinden aşağı gören bir kişi olmaktansa, günah işleyen ancak günahından pişman olup secdede affını dileyen bir kul olmak çok daha iyi değil midir?

Aslında en güzel reçeteyi Hz. Peygamber (sav) veriyor: “Kim bir kusur işlerse hemen ardından sevap işlesin; çünkü o sevap o kusuru temizler.” Bir doğrunun bir yanlışı götürmesi gibi…

Kişinin kusurlarını görmesi, aczini kabul etmesi ve her defasında Allah’a sığınması, kamil insan olma yolculuğunun esasıdır.

Sürekli iyi ve kötünün mücadelesinde iyinin yanında olmak, iyilikleri çoğaltmak ve bunun için her an Allah’ın inayetini istemek.

Yanlışı doğruyla, kötülüğü iyilikle, endişeyi ümitle ve riyayı ihlasla ikame etmeye çalışmak…

Son nefese kadar korku ve ümit arasında olmak.

İnsanın yaratılış gayesi aslında bundan ibaret değil mi?

“De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! ALLAH’ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü ALLAH bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok mağfiret edici, çok merhamet edicidir.”(Zümer, 53)

Aykut GÜL

Medium | Medium’a Ücretsiz Katılın | Yazılarıma Ücretsiz Abone Olun | Dünya Gazetesi | YoutubeTwitter

Kaynak: Read More

  • Related Posts

    Sibirya soğukları geliyor, tarih verildi

    Meteoroloji Genel Müdürlüğü, ülke genelinde yarından itibaren Sibirya kaynaklı Karadeniz üzerinden gelen soğuk hava dalgasının etkili olacağını açıkladı. Yeni soğuk hava dalgasıyla birlikte sıcaklıklar 10 dereceye nkadar düşecek. Read More

    devamı...
    Tarım Bakanlığı’ndan projelere destek

    Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar (TAGEM) Genel Müdürü Doç. Dr. Masum Burak, Ar-Ge projelerine destek için TAGEM”e gelen başvuru sayısının … Haberin kaynağı: |ahref|http://www.internethaber.com/tarim-bakanligindan-projelere-destek-239438h.htm||a||

    devamı...
    wpChatIcon
    wpChatIcon