Türkiye Gıda Sanayii İşverenleri Sendikası’nın (TÜGİS) düzenlediği “Gıda Hurafeleri: Bilimi mi Sektörü mü İtibarsızlaştırıyor?” başlıklı webinarda konuşan Gıda Mühendisi Ebru Akdağ, gıdalara dönük kalıplaşmış yargıları, gıda okuryazarlığındaki eksikleri ve Türkiye’nin gıda mevzuatına dair kamuoyundaki algıyı değerlendirdi.
Yanlış bilgi dijital mecralardan sofraya kadar uzanıyorWebinarda açılış konuşmasını yapan TÜGİS Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Sidar, gıdalar söz konusu olduğunda hızla yayılan yanlış bilgilerin kimi zaman bilimin önüne geçtiğini, kimi zaman da sektörün itibarını olumsuz etkilediğini söyledi. Sidar, “gıda hurafeleri” adı altında büyüyen bilgi kirliliğinin, bilim ekseninde ele alınması gereken çok boyutlu bir problem olduğunu ifade etti.
“Hurafeler birkaç saat içinde milyonlara ulaşıyor”Türkiye Gıda Sanayii Dernekleri Federasyonu (TGDF) Yönetim Kurulu Üyesi ve Bitkiden Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Gıda Mühendisi Ebru Akdağ da, gıdaya ilişkin yanlış bilgilerin dijital mecralar üzerinden çok daha geniş kitlelere ulaştığına dikkat çekti. Akdağ, “Geçmişte hurafeler kulaktan kulağa yayılıyordu. Günümüzdeyse cebimize adeta bir yıldırım gibi düşüyor. Yanlış bilgi artık birkaç saat içinde milyonlara ulaşabiliyor. Algoritmalar, insanları en çok korkutan ya da şaşırtan içerikleri öne çıkararak bu dolaşımı hızlandırıyor” ifadelerini kullandı.
Gıda alanında tartışılan meselenin çoğu zaman doğrudan gıda güvenliğiyle ilişkili olmadığını belirten Akdağ, anlatım ve etki kabiliyeti yüksek yanlış bilgilerin yarattığı algı konusunda kamuoyunun dikkatli olması gerektiğini söyledi.
“Ambalajlı gıdaya önyargı, tüketiciyi büyük risklerle karşı karşıya bırakıyor”Webinarda öne çıkan bir başka başlık da ambalajlı gıdalara ilişkin yerleşik yargılar oldu. Ebru Akdağ, “ambalajlı gıda zararlıdır” yaklaşımının eksik ve yanıltıcı bir değerlendirme olduğunu, bu algının tüketiciyi çoğu zaman denetim ve izlenebilirlik alanının dışındaki ürünlere yöneltebildiğini anlattı. Akdağ, “Ambalajlı gıdayı kategorik olarak suçladığınızda, tüketici bu kez açıkta satılan ve nasıl üretildiği, nasıl saklandığı bilinmeyen ürünlere daha yakın durabiliyor. Oysa ambalaj, gıda açısından hem bir kontrol sürecini hem bir koruyucu katmanı hem de ürünün kimliğini taşır” dedi.
Çiğ süt ve açıkta satılan ürünler üzerinden büyüyen “doğallık” algısına da değinen Akdağ, romantize edilen bazı tüketim tercihlerinin, kamuoyunda sanıldığının aksine ağır sonuçlar doğurabildiğini ifade etti. Akdağ ayrıca İsviçre, Finlandiya ve Singapur’da çiğ sütün tüketiciye doğrudan satışının yasak olduğunu hatırlattı.
“Gıda okuryazarlığı daha fazla karşılık bulmalı”“Türkiye’nin gıda mevzuatı Avrupa Birliği ile neredeyse birebir uyumlu” diyen Akdağ, “Bazı alanlarda ülkemizdeki yönetmeliklerin daha koruyucu olduğunu görüyoruz. Denetim tarafında da önemli bir birikim var. Buna rağmen tüketicinin zihninde oluşan güvensizlik, yanlış bilgilerin çok daha kolay karşılık bulmasına yol açıyor. Bu nedenle gıda okuryazarlığının daha geniş bir toplumsal karşılık bulması büyük önem taşıyor” ifadelerini kullandı.
Tüketicinin kaynağı sorgulayan, etiketi okuyan ve uzmanlık alanıyla dijital görünürlüğü birbirinden ayırabilen bir bakış açısına ihtiyaç duyduğunu vurgulayan Akdağ, gıda alanındaki bilgi kirliliğinin yalnızca sektör ve kurumlarla sınırlı bir mesele olarak ele alınamayacağını da belirtti. Yanlış bilgilerin tüketiciyi hatalı tercihlere yöneltebildiğini ve gündelik hayatta kaygıyı artırarak beslenme davranışlarını olumsuz etkileyebildiğini söyleyen Akdağ, bu tablonun toplum sağlığını da yakından ilgilendirdiğini ifade etti. Akdağ, gıda alanındaki bilgi kirliliğinin ancak daha yaygın bir farkındalık ve daha etkili bir bilim iletişimiyle aşılabileceğini kaydetti.





