Allianz Trade’in güncellenmiş “Küresel Ekonomik Görünüm 2026-27: Savaşın Sisi Altında Bir Yol Arayışı!” raporu yayımlandı. İşte rapordan bazı önemli bulgular:
Ortadoğu’daki savaş ortamı, ABD ve Avrupa’da büyümeyi zayıflatırken enflasyon ve mali baskıları artırıyor. Bu görünüm, merkez bankaları için süreci daha da zorlaştırıyor. Küresel GSYH tahmini aşağı yönlü revize edilerek 2026 için yüzde 2,6 olarak güncellendi. Bu yıl enflasyonun ABD’de yüzde 3,2, Euro Bölgesi’nde ise yüzde 3 seviyesine yükselmesi bekleniyor. Küresel ticaret büyümesinin de 2026’da yüzde 1,5 ile sınırlı kalacağı öngörülüyor.
Maliyet Şoku: Mevcut kırılganlıkların üzerine yeni bir semptom!Yüksek enerji, metal ve gübre fiyatları; zayıf talep ve ABD’de yüzde 10 civarında beklenen gümrük vergileri, maliyet baskısını artırıyor. Enerji üreticileri ve savunma sanayi bu süreçten olumlu etkilenirken; enerji yoğun sektörler, taşımacılık ve tüketim alanları kâr marjı baskısı yaşıyor.
Sıkı finansal koşullar ve zayıflayan talebin, 2026’da küresel iflasları artırması bekleniyor. Yüksek akaryakıt ve gıda fiyatları nedeniyle tüketici güveni, istihdam ve satın alma gücü önümüzdeki dönemin başlıca risk alanları olarak öne çıkıyor.
Durum düzelmeden önce daha da kötüleşebilirÇatışmanın şiddetlenmesi, stagflasyonist bir durgunluk riskini artırıyor. Zincirleme etkiler yakından izlenmeli. Olumsuz senaryoda Hürmüz Boğazı’nın üç aydan uzun süre kapalı kalması, küresel ekonomik şoku derinleştirebilir. Bu durumda petrol fiyatlarının geçici olarak varil başına 180 dolar, doğal gaz fiyatlarının ise 200 €/MWh seviyesine yükselmesi bekleniyor. Talep daralmasına bağlı olarak yıl sonuna doğru fiyatların petrol için 85 dolar, gaz için 65 Euro seviyelerine gerileyeceği öngörülüyor.
Küresel ekonomi stagflasyon dönemine girerken, Euro Bölgesi yıllık yüzde 0,2 büyümeyle, teknik bir durgunluğa düşecek. ABD ekonomisi ise güçlü bir hisse senedi piyasası düzeltmesinin tüketicileri etkilemesiyle, ikinci tur etkiler nedeniyle iki yıl boyunca önemli ölçüde yavaşlayacak. Enflasyonun, Euro bölgesinde yüzde 4,6’ya, ABD’de ise yüzde 4,9’a ulaşması, ekonomik yavaşlamaya rağmen Merkez Bankalarını daha agresif bir sıkılaştırma politikası izlemeye zorlayacak. ECB’den üç, Fed’den ise iki faiz artırımı bekleniyor. Sermaye piyasaları açısından bu durum, açıkça riskten kaçınma eğiliminin hakim olduğu bir ortam anlamına geliyor. ABD’de 10 yıllık tahvil faizi için yüzde 5,7’ye, Almanya’da yüzde 3,7’ye kadar olmak üzere daha yüksek getirileri, Avrupa’da maksimum yüzde 30 ve ABD’de yüzde 25’lik düşüşlerle seyreden hisse senedi piyasalarında keskin düzeltmeleri, Euro IG’de 150, HY’de 440 baz puana kadar olacak şekilde kredi spreadlerinde önemli ölçüde genişlemeyi, güçlenen ABD doları ve artan likidite stresini beraberinde getiriyor. Bu senaryoda, doğrusal olmayan dinamikler öne çıkıyor. Tüketici güvenindeki sarsıntılar, zorunlu borç azaltımı ve özel sektördeki gerilimler, makroekonomik durgunluğu daha da şiddetlendiriyor.





