Batı gelecek krizi yaşıyor, halk çaresizlik kıskacında!

1963’ten beri her yıl Şubat ayında Almanya’nın Bavyera eyaletindeki Münih kentinde düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı (MSC), dünya genelinde 70’ten fazla ülkeden 450 üst düzey yetkiliyi, mevcut ve gelecekteki güvenlik sorunları üzerine konuşmak üzere bir araya getiriyor. Konferansın katılımcıları; devlet ve hükümet başkanları, bakanlar, milletvekilleri, silahlı kuvvetlerin üst düzey temsilcileri, bilim insanları, sivil toplum örgütü, iş dünyası ve medyanın üst düzey temsilcilerinden oluşuyor.
Konferans öncesinde ise 2015 yılından bu yana her yıl Münih Güvenlik Raporu (MSR) yayımlanıyor.
Yıkım SiyasetiMSC 2026, 13-15 Şubat 2026 tarihlerinde yaklaşık 65 ülkeden devlet ve hükümet başkanları ile 100 dışişleri ve savunma bakanını bir araya getirdi.
Konferans öncesinde yayımlanan 2026 Münih Güvenlik Raporu’na göre; Dünya, reform döneminden çıkıp, “yıkım siyaseti” dönemine girmiş olabilir.
Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) web sitesinde, Konferans Raporu’na ilişkin bir değerlendirme, Dr. Hüseyin Korkmaz imzalı “Yıkım Halinde” başlığı ile yayımlandı.
Batı umutsuz, Çin halkı gelecekten umutluBu yılki Münih Güvenlik Raporu, ABD’nin uluslararası düzene dair değişen yaklaşımıyla yakından bağlantılı olarak “odadaki fil” ile doğrudan yüzleşmesi gerektiğine karar vermiş durumda.
Rapora göre 1945 sonrası ABD öncülüğündeki uluslararası düzen artık yıkım sürecine girmiş durumda. Pek çok Batı toplumunda, reform yerine yıkımı tercih eden siyasal güçler ivme kazanıyor. Ortaya çıkan bu iklimde; buldozer ve elektrikli testere kullananlar, açıkça alkışlanmasalar bile, temkinli bir hayranlıkla karşılanıyor.
Batı tam anlamı ile bir gelecek krizi yaşıyor. Yapılan çalışmalara göre hükümet politikalarının gelecek nesilleri daha kötü etkileyeceğini düşünenlerin başında Fransa (%60), Birleşik Krallık (%53) ve Almanya (%51) geliyor. Çin’de ise halkın %80’i gelecekten umutlu.
“Buldozer siyasetine seyirci kalırlarsa…”Mevcut kuralları ve kurumları baltalayan aktörlerin en güçlüsü ABD Başkanı Trump. Pekin’le “anlaşma yapabilmek”, Washington’un ortaklarının arkasında durmasından daha önemli hâle gelmiş durumda. Hint-Pasifik aktörleri, bir yandan ABD’nin angajmanını çekmeye çalışıyor, diğer yandan da çoğu zaman Çin’le yakınlaşma yoluyla kendilerini güvenceye almaya çalışıyorlar.
Yine birçok aktör, buldozer siyaseti karşısında seyirci kalmaya devam ederlerse büyük güç siyasetinin insafına kalacaklarını ve değer verdikleri kural ve kurumları moloz yığınları arasında bulurlarsa şaşırmamaları gerektiğini anlamış durumda.
Batı’nın sadece siyasi değil, derin bir “psikolojik çöküş” evresine girdiğini de gösteriyor. Veriler, gelişmiş ülkelerde çaresizlik hissinin kontrolden çıktığını gösteriyor. Özellikle Fransa ve İtalya’da halkın %73’ü kendini çaresiz hissediyor. Daha vahimi, bu karamsarlık son 4 yılda Birleşik Krallık’ta tam 19 puan artmış durumda. Batı’nın kolektif ruh hali artık umuttan ziyade hayatta kalma kaygısıyla şekilleniyor.
Yine, William Outhwaite ve Oliver Nachtwey’in “Zerstörungslust” (yalnızca yıkma arzusu) diye betimlediği olgu, postmodern toplumlarda giderek daha görünür hale geliyor. Bir diğer önemli tespite göre kilit kurumlar (BM Güvenlik Konseyi, Dünya Ticaret Örgütü vb.) giderek daha fazla “katı ve tepkisiz” olarak görülüyor. Bu nedenle reform yapılması ve güncellenmesi neredeyse imkansız olarak değerlendiriliyor.
Transatlantik İttifakı’nda artan Batısızlık!Trump yönetimi, ABD büyük stratejisine 1945’ten beri yön veren aşağıdaki “Kantçı barış üçgenini” “kilitlemiş” durumda:
1. Çok taraflı kurumlar ve evrensel kuralların ABD’yi sınırlamak yerine güçlendirdiği inancı;
2. Açık bir uluslararası düzen ile ekonomik bütünleşmenin ABD’nin refahı ve güvenliğine hizmet ettiği kanaati;
3. Demokrasilerin, insan haklarının ve liberal demokrasiler arası yakın iş birliğinin stratejik varlıklar olduğu ve ABD dış politikasına yön vermesi gerektiği varsayımı.
Transatlantik ittifakında artan bir “Batısızlık” (Westlessness) söz konusu. Batı’ya dair uzun süredir hegemonik olan liberal-enternasyonalist anlayışa etnik veya dini kriterleri vurgulayan illiberal-milliyetçi bir karşı-öneriyle açıkça meydan okunmakta.
“Batı” kavramı artık ortak bir değerler bütünü değil, derin bir fikir ayrılığı sahası. Halkların büyük çoğunluğu “Batı”nın 10 yıl öncesine göre çok daha bölünmüş olduğuna inanıyor. Kanada (%53), ABD (%49) ve Birleşik Krallık (%47) bu bölünmüşlük hissinde başı çekiyor. İşin ironik tarafı, Batı içten içe parçalandığını düşünürken, Çin (%44) ve Hindistan (%49) gibi ülkeler Batı’nın eskiye nazaran daha birleşmiş olduğunu gözlemliyor. Transatlantik ittifakında ortaya çıkan bu “Batısızlık” (Westlessness) krizi, Batı’nın kendi kimliğine dair yaşadığı temel bir kopuşun resmi.
Dikkat çeken uyarı!Çin diplomatik çabalarını yoğunlaştırırken ve artık ABD’yi aşan bir küresel diplomatik varlığa sahipken, Trump yönetimi dış hizmetler üzerinden Washington’un diplomatik angajmanını azaltmıştır eleştirisi mevcut.
En dikkat çeken uyarı şu şekilde:
“Avrupa’nın ABD’ye tartışmasız bir güvenlik garantörü olarak güvenebildiği dönem sona ermiştir. Avrupalı liderler bu gerçeği kabul etmeli ve buna göre hareket etmelidir.”Rapor, Çin konusunda da net bir görüşe sahip:
“Bir süredir Çin’in süper güç statüsüne yükselişi, ABD’nin Hint-Pasifik’teki üstünlüğünü sarsıyor. Pekin’in bakış açısına göre Çin, tarihin büyük bir bölümünde sahip olduğu de facto bölgesel hegemon konumunu geri alıyor. Çin zaten bölgenin ekonomik ağırlık merkezi: Bölgedeki her bir ülke, ABD’den ziyade Çin ile daha fazla ticaret yapıyor ve Çin’in GSYİH’si tüm komşularının toplamını aşıyor. Keza askeri bütçesi de öyle.”Ayrıca şu ifadeler de ziyadesi ile dikkat çekici:
“Birçok stratejist, ABD güçlerinin bir çatışma durumunda Çin’i mağlup edemeyeceğinden veya bunu ancak kabul edilemez bir bedelle yapabileceğinden endişe ediyor.”“Avrupa yalnız ve çaresiz durumda”Rapora göre bazıları, yeni düzenin dünyanın ABD, Çin ve Rusya’nın etki alanlarına bölünmesiyle şekillenmesinden korkuyor. Batılı analistler uzun süredir revizyonist Batı dışı güçlerin kendi bölgelerine hükmetmeye çalışmasından ve ABD’yi kendi bölgesel ortamlarından çıkarmaya çalışmasından endişe duyuyorlardı:
Rusya için bu Doğu Avrupa, Çin için ise Doğu Asya.
Rapora göre 2021 ile 2025 yılları arasında, Avrupa NATO üyeleri savunma bütçelerini yaklaşık yüzde 41 artırdı ancak hala yüzde 5 hedefi uzak görünüyor. Kısacası Avrupa yalnız ve çaresiz durumda.
Bu uzun bilgiseli Almanya Başbakanı Merz’in sözleri ile tamamlayalım.
“Kenarda durup dünya yeniden düzenlenirken izleyemeyiz. Büyük güçlerin elinde bir piyon değiliz.”Federal Meclis, 17 Aralık 2025

Read More

  • Related Posts

    TMO Genel Müdürü Ahmet Güldal’dan açıklama !

    Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) Genel Müdürü Ahmet Güldal, hububat alım fiyatları ve ödeme takvimine ilişkin olarak Bloomberg HT’de yayınlanan Tarım-Analiz programında önemli açıklamalarda bulundu.

    devamı...
    İş dünyası COP31’e hazırlanıyor!

    TOBB, bu yıl Türkiye’nin ev sahipliğinde 9-20 Kasım’da Antalya’da düzenlenecek BM İklim Değişikliği Konferansı (COP31) sürecinde küresel iş dünyasının katılımını koordine etmek üzere “COP31 İş Dünyası Elçisi” (Private Sector Envoy)…

    devamı...
    wpChatIcon
    wpChatIcon